Sayı 1, Eylül 2018
  • Başlarken

Dijital çağın hem iletişim hem de eğitim yöntemlerinde önemli değişiklikler yaptığı bir gerçek. Günümüzde çok önemli dergilerin bile makalelerini “visual abstract” veya kısa video özetleri (“quick take video”) halinde sunduğunu, twitter üzerinden elektronik makale saatleri yapıldığını görüyoruz. Nefroloji alanında da bu gelişmeler hızla artıyor. “Renal fellow network”, “Nephron power”, “AJKDBlog”, “NephJC”, “ASN community”, “NDTsocial”, vb platformlar, bugün Nefroloji eğitiminin önemli basamakları haline geldiler. Bu gelişmeleri yakından takip eden bir grup genç meslektaşımız, web sayfası üzerinden makale özetleri, yorumları yapma isteklerini ilettiler. Şimdilik ayda bir sıklıkla yayınlanacak bu platforma, “TND NefroBlog” adını verdik. Aslında Türkçe karşılığı ile “blog”, internet günlüğü demektir.

Şu an makale özetleri ile başladığımız TND NefroBlog için hayalimiz, meslektaşlarımızın sadece okudukları makaleleri özetlemeleri değil, katıldıkları toplantıları, mecburi hizmet ve hastane gözlemlerini, dikkat çeken vakalarını, kafalarındaki proje düşüncelerini bu platform aracılığı ile meslektaşları ile paylaşacakları bir Nefroloji günlüğü olması. Bu nedenle TND NefroBlog’un, TND üyesi herkesin günlüğü olmasını diliyoruz. Nefroloji gündemini yakalamak için bu projeyi gündeme getiren ve gönüllü çalışmaya başlayarak TND NefroBlog’u canlandıran Dr. Özkan Güngör, Dr. İsmail Koçyiğit, Dr. Erhan Tatar, Dr. Zeki Aydın, Dr. Sena Ulu, Dr. Ayça İnci ve Dr. Didem Turgut’a teşekkür ediyorum.

Bu platformun aktif bir takipçisi ve katılımcısı olmanızı bekliyoruz.

Saygılarımızla.

Dr. Mustafa ARICI
TND NefroBlog Editörü
Atrial Fibrilasyonu (AF) Olan Diyaliz Hastalarında Hangi Antikoagülan ?
Bu çalışmada, diyalize giren AF'li hastalarda apiksabanın güvenilirliği ve etkinliği değerlendirilmiştir. Retrospektif olarak 25523 hasta (% 45.7 kadın; yaş 68.2 ± 11.9 yıl, %5.4’ü periton diyalizi, %94.6’sı hemodiyaliz) incelenmiş ve apiksaban alan 2351 hasta ve varfarin kullanan 23172 hasta karşılaştırılmıştır. Eşleştirilmiş kohortlarda, apiksaban ile varfarin arasında inme/sistemik emboli riskinde bir fark bulunmamıştır (HR 0.88, p=0.29); fakat apiksaban kullananlarda majör kanama riski önemli ölçüde düşük (HR 0.72, p=0.001) bulunmuştur. Standart doz apiksaban (2x5 mg/gün; n = 1034), azaltılmış doz apiksaban (2x2,5 mg/gün; n :1317) kullanımı ile karşılaştırıldığında, belirgin olarak daha düşük inme / sistemik embolizm riski (HR 0.61, p=0.04) ve ölüm riski (HR 0.64, p=0.01) ile ilişkili bulunmuştur (Şekil). Yine standart doz apiksaban, varfarin ile karşılaştırıldığında belirgin olarak daha düşük inme/sistemik embolizm riski (HR 0.64, p=0.04) ve ölüm riskleri (HR 0.63, p=0.003) ile ilişkili bulunmuştur.

Diyaliz tedavisi gören AF'si olan hastalarda, apiksaban varfarine kıyasla daha düşük majör kanama riski ile ilişkilidir. Ayrıca varfarine göre standart doz (2x5mg/gün) apiksaban kullanımı, tromboemboli ve mortalite riskinde azalma ile ilişkilidir. Bu çalışma randomize, çift kör, prospektif olmamasına rağmen hasta sayısının fazla olması ve analizlerinin iyi yapılması sonucunda, diyaliz hastalarında apiksaban kullanımının güvenliği ve dozu ile ilgili birçok soru işaretini gidermiştir.

(Siontis KC, Zhang X, Eckard A et al. Outcomes Associated with Apixaban Use in End-Stage Kidney Disease Patients with Atrial Fibrillation in the United States. Circulation. 2018 Jun 28. pii: CIRCULATIONAHA.118.035418. doi:10.1161/CIRCULATIONAHA.118.035418. [Epub ahead of print])

Hazırlayan: Doç.Dr. Zeki Aydın, 10.08.2018
Mayo Kliniğin 10 Yıllık C3 Glomerülopati Deneyimi
C3 glomerülopati (C3G)’de komplemanın alternatif yolağının anormal regülasyonu ve aşırı aktivasyonu, kompleman faktörlerinin glomerülde birikimi ve proliferatif glomerülonefritle sonuçlanan inflamasyonu başlatır. Bu makalede, Ravindran ve arkadaşları tarafından Mayo Klinikte C3G tanısı konan 114 hastanın sonuçları sunulmuştur. Makalede hastaların klinik ve patolojik bulguları, tetikleyici faktörler, kompleman anormallikleri, tedavi ve renal sonuçlar incelenmiştir. Hastaların laboratuar veri özeti tabloda verilmiştir. C3 glomerülonefriti dens depozit hastalığına göre 9 kat daha sık görülmüştür. C3G için tetikleyici faktör olarak monoklonal gammopatiler, enfeksiyonlar ve otoimmün hastalıklar tespit edilmiştir (Şekil). Son dönem böbrek yetmezliğine gidişte serum kreatinin seviyelerinin, >3 gr proteinürinin, global glomerülosklerozun ciddiyetinin ve tübüler atrofi ile interstisyel fibrozisin prediktör olabileceği vurgulanmıştır. Renal sağkalım C3 glomerülonefrit ile dens depozit hastalığında benzer bulunmuştur.

Tablo: Hastaların laboratuvar verilerinin özeti

Şekil : C3G için tetikleyici faktörler
Ravindran ve arkadaşlarının bu makalesi Mayo Klinik gibi köklü bir kliniğin C3G gibi nadir görülen bir hastalık ile ilgili 114 vakayı (en geniş katılımlı C3G çalışması) içeren sonuçlarını literatüre sunması bakımından önem taşımaktadır. 

(Ravindran A, Fervenza FC, Smith RJH, De Vriese AS, Sethi S. C3 Glomerulopathy: Ten Years' Experience at Mayo Clinic. Mayo Clin Proc. 2018 Aug;93(8):991-1008. doi: 10.1016/j.mayocp.2018.05.019.) 

Hazırlayan: Doç.Dr. Sena Ulu, 15.08.2018
HCV (+) Donörden Böbrek Nakli HCV (-) Alıcıda Viremiye Neden Olmaz!
Organ nakillerinde yetersiz olan donör sayısı, HCV pozitif olan bireylerin de donör havuzuna eklenmesi ile arttırılabilir. Bu çalışmada; anti HCV(+), Nükleik asit test (NAT)(-) olan 25 bireyden, anti HCV(-) olan 32 hastaya yapılan böbrek nakilleri değerlendirmeye alınmıştır. Alıcıların yaş ortalaması 56.9±12.1 yıl; donörlerin ise 41.5± 14 yıldı. Tüm hastalara anti timosit globülin indüksiyonu sonrası takrolimus, mikofenolat mofetil ve steroid tedavisi verilmişti. Transplantasyon sonrası ortalama 10 ± 2.7 aylık takiplerde 1 ve 3. ay kreatinin değerleri sırasıyla 1.7 ± 0.8 ve 1.3 ± 0.4; greft canlılık oranları ise sırasıyla % 100 ve % 97 idi. Böbrek alıcılarının 14 tanesinde (%44) transplantasyon sonrası anti HCV serokonversiyonu görüldü. 32 hastanın tümünde transplantasyon sonrası 1 ve 3. aylarda HCV RNA negatifliği devam etti. Transplantasyon sonrası 6. ayda 27 hasta ve 12. ayda ise 8 hasta değerlendirilmeye alındı. Her iki grupta da HCV RNA negatifliği devam etmekteydi.

Bu çalışma, HCV Ab(+)/NAT(-) olan bireyden HCV Ab(-) olan hastalara yapılan böbrek nakillerinin 12 aylık takiplerinde, alıcıda HCV serokonversiyonuna neden olduğu görülmüş ancak viremiye rastlanmamıştır. Bu da alıcıya HCV geçişinin olmadığını düşündürmektedir. Serokonversiyon oluşumu ile ilişkili, belirli bir faktör bulunamamıştır. Bu durum çalışmanın küçük boyutlu bir çalışma olması ile ilgili olabilir.

(Vera ME, Volk M, Ncube Z et al. Transplantation of hepatitis C virus (HCV) antibody positive, nucleic acid test negative donor kidneys to HCV negative patients frequently results in seroconversion but not HCV viremia. Am J Transplant. 2018 Jul 24. doi: 10.1111/ajt.15031. [Epub ahead of print] )

Hazırlayan: Doç.Dr. Özkan Güngör, 25.08.2018
PD Hastalarında Yeni Solüsyonlara mı İhtiyaç Var?
Periton Diyalizi’nde (PD) kullanılan konvansiyonel solüsyonlar yıllar içerisinde peritona toksik etki yaparak mezotel hücre kaybı, submezotel fibrozis veya vaskülopatiye sebep olmaktadır. Bu çalışmada sağlıklı 56 çocuk, Evre 5 Kronik böbrek yetmezlikli (KBH-E5) 90 çocuk ve PD ile takip edilen 82 çocuk periton doku örneği ile değerlendirilmiştir. PD ile takip edilen çocuklarda düşük-glukoz yıkım ürünleri (GDP) ,içeren solüsyonlar kullanılmış ve bu hastalardan 24’üne ortalama 13 aylık takip ve sonrası rebiyopsiler yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre;
- İlk 6 ayda bile nötral-PH, düşük-GDP solüsyonların mikrodamar yoğunluğunda, endotel yüzey alanında, submezotelyal inflamasyonda ve endotel-mezotel transformasyonunda artışta rol aldığı,
-Asidik, yüksek-GDP solüsyonlarla yapılan çalışmalarda tespit edilen 8 yıl gibi bir sürede gelişen progresif mezotel hücre kaybı, submezotel fibrozis ve vaskülopati gibi değişimlerin daha erken olabileceği,
-Periton transport fonksiyonu değerlendirmesinde, ilk 3 ve 6 ayda mikrodamar yoğunluğunun solüt klirensinde bağımsız belirleyici faktör olduğu ancak bu etkinin 6. ay sonrasında kaybolduğu gösterilmiştir.
Bu çalışma ile; 

- Biyouyumlu nötral-PH, düşük-GDP solüsyonlarla bile erken dönemden itibaren periton membran yapısının ve transportunun etkilendiği, 

- Yeni biyoteknolojik gelişmelerle hazırlanacak poliglukoz-aminoasit-kristaloid içeren karışım solüsyonlarla PD etkinlik ve güvenirliliğinin artırabileceği sonucuna varılmaktadır.

(Schaefer B, Bartosova M, SMacher-Goeppinger S,et al. Neutral pH and low–glucose degradation product dialysis fluids induce major early alterations of the peritoneal membrane in children on peritoneal dialysis. Kidney Int. 2018 Aug;94(2):419-429. doi: 10.1016/j.kint.2018.02.022.) 

Hazırlayan: Uzm.Dr. Didem Turgut, 27.08.2018

www.nefroloji.org.tr @TurkNefro
@NefrolojiKongre
@TurkNefroloji
@NefrolojiKongresi
@turknefrolojidernegi NefrolojiTV