Diyabeti Olmayan Kronik Böbrek Hastalığı Olan Kişilerde Finerenon
Mineralokortikoid reseptörünün aşırı aktivasyonu, artmış sodyum ve sıvı tutulumu ile proinflamatuar ve profibrotik süreçlerin aktivasyonu yoluyla kronik böbrek hastalığının patofizyolojisinde rol oynamaktadır. Finerenon, kronik böbrek hastalığı (KBH) ve tip 2 diyabeti olan kişilerde böbrek fonksiyon kaybını ve kardiyovasküler olumsuz sonuçları azalttığı gösterilmiş steroid olmayan seçici bir mineralokortikoid reseptör antagonistidir. Mevcut çalışma olan FIND-CKD (Diyabetik Olmayan Kronik Böbrek Hastalığında Finerenon), diyabeti olmayan ve kronik böbrek hastalığı olan yetişkinlerde finerenonun etkinliğini ve güvenliğini incelemeyi amaçlamıştır.
Bu çalışma diyabeti olmayan ve KBH bulunan yetişkinlerde finerenonun plasebo ile karşılaştırıldığı, faz 3, uluslararası, prospektif, çift kör, randomize bir çalışma olarak yapılmıştır. Uygun katılımcılar, KBH klinik tanısı almış ve tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) vücut yüzey alanının 1,73 m²'si başına 25 ile 60 ml/dakika arasında olan ve idrar albümin-kreatinin oranı 200 ile 500 arasında olan (albümin düzeyi miligram, kreatinin düzeyi gram olarak ölçülmüştür) veya eGFR’si 25 ile 90 ml/dakika arasında olan ve idrar albümin-kreatinin oranı 500 ile 3500 arasında olan kişiler olarak belirlenmiştir. Uygunluk kriterleri arasında serum potasyum düzeyinin litre başına 4,8 mmol veya daha az olması ve taramadan en az 4 hafta önce stabil dozda anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü veya anjiyotensin reseptör blokeri tedavisi alınması şartı bulundurulmuştur. Tip 1 veya tip 2 diyabet tanısı almış veya glikozile hemoglobin düzeyi %6,5 ve üzeri olan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Ayrıca, steroid mineralokortikoid reseptör antagonisti endikasyonu olan; polikistik böbrek hastalığı, lupus nefriti veya antinötrofil sitoplazmik otoantikor ilişkili vaskülit bulunan veya taramadan önceki 6 ay içinde immünsupresif tedavi almış hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir.
Katılımcılar, 1:1 oranında rastgele olarak oral finerenon veya eşdeğer plasebo almak üzere gruplara ayrılmıştır. Finerenon tedavisine, eGFR değeri en az 60 ml/dakika/1,73 m² ise günde 20 mg, eGFR değeri 25 ila 60 ml/dakika/1,73 m² arasında ise günde 10 mg dozunda başlanmıştır. Serum potasyum seviyesi 4,8 mmol/litre veya daha az olan ve eGFR değeri son ziyaretteki değerden %30'dan fazla düşük olmayan katılımcılarda, finerenon dozunun günde 10 mg'dan hedef doz olan günde 20 mg'a çıkarılmasına 1. aydan itibaren başlanmıştır. Serum potasyum seviyesi 5,5 mmol/l'yi aşarsa, finerenon veya plasebo 72 saat süreyle kesilmiştir, serum potasyum seviyesi 5,0 mmol/l veya daha düşük bir değere düştüğünde günde 10 mg dozunda yeniden başlanmıştır.
21 Eylül 2021 ile 12 Mayıs 2023 tarihleri arasında 3231 kişiyi uygunluk açısından değerlendirilmiş, toplam 1584 katılımcı rastgele gruplara ayrılmıştır; 793'ü finerenon grubuna, 791'i ise plasebo grubuna atanmıştır.
Birincil sonuç analizinde, başlangıçtan 32. aya kadar eGFR'deki ortalama yıllık değişim oranı (toplam eGFR eğimi), finerenon ile -3,3 ml/dakika/1,73 m² ( %95 CI, -3,6 ila -3,1) ve plasebo ile -4,0 ml/dakika/1,73 m²(% 95 CI, -4,3 ila -3,8) olarak bulunmuştur; bu da finerenon ile 0,7 ml/dakika/1,73 m² (%95 CI, 0,3 ila 1,1) daha yavaş bir düşüşe karşılık gelmektedir(P<0,001) (Şekil 1).
Finerenon grubunda 110 katılımcıda (%13,9) böbrek veya kardiyovasküler olaylar (bileşik böbrek-kardiyovasküler sonuç) meydana gelmiştir (100 kişi-yıl başına 4,7 olay; %95 CI, 3,9 ile 5,6) ve plasebo grubunda 134 katılımcıda (%16,9) böbrek veya kardiyovasküler olaylar meydana gelmiştir (100 kişi-yıl başına 5,8 olay; %95 CI, 4,9 ila 6,9), bu da 0,77'lik bir tehlike oranına karşılık gelmektedir (%95 CI, 0,60 ila 0,99; P=0,04).
eGFR'de başlangıç değerine göre en az %57'lik sürekli bir azalma veya böbrek yetmezliğinin birleşik risk oranı (finerenon vs. plasebo) 0,78 ( %95 CI, 0,60 ila 1,01; P=0,06) ve kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatış veya kardiyovasküler nedenlerden ölümün birleşik risk oranı 0,60 (%95 CI, 0,27 ila 1,33) olarak saptanmıştır (Şekil 2).
En sık görülen yan etki hiperkalemi olarak raporlanmıştır (finerenon ile 135 katılımcı [%17,0] ve plasebo ile 105 katılımcı [%13,3]); hiperkalemi olayları sırasıyla 12 katılımcıda (%1,5) ve 1 katılımcıda (%0,1) çalışma rejiminin sonlandırılmasına ve 7 (%0,9) ve 5 (%0,6) katılımcıda hastaneye yatışa yol açmıştır (Şekil-2).
Bu çift kör, randomize, plasebo kontrollü klinik çalışmada, finerenon, kronik böbrek hastalığı olan ve anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü veya anjiyotensin reseptör blokeri alan diyabeti olmayan katılımcılarda eGFR düşüşünün yıllık hızını 0,7 ml/dakika/1,73 m² yavaşlatmıştır. Böbrek veya kardiyovasküler olayların birleşik insidansı, finerenon ile plaseboya göre daha düşük tespit edilmiştir. Hiperkalemi, finerenon ile plaseboya göre daha sık görülmekle birlikte, ciddi hiperkalemi olayları nadir saptanmıştır.
Mevcut çalışmadaki finerenonun etkisinin büyüklüğü, eGFR'deki yıllık düşüş oranını dakikada 1,73 m² başına 0,5 ila 1,0 ml azaltan RAS inhibitörleri ve SGLT2 inhibitörleri de dahil olmak üzere diğer böbrek koruyucu ilaçlarla daha önce bildirilen büyüklüğe benzerdir. Bu bulgu, plaseboya kıyasla eGFR düşüşünde dakikada 1,73 m² başına 0,75 ml'lik bir azalmanın, olumsuz böbrek sonuç riskinde %23'lük bir azalmayı öngördüğünü bulan 66 randomize kontrollü çalışmanın meta-analizinin sonuçlarına benzerdir.
Çalışmada, katılımcıların %17'si başlangıçta SGLT2 inhibitörleri kullanmakta olup SGLT2 inhibitörleri kullanan katılımcılarda finerenonun etkinliği, SGLT2 inhibitörleri kullanmayan katılımcılardakine benzer tespit edilmiştir. Öte yandan bu çalışmada incelenmemekle birlikte SGLT2 inhibitörü ile finerenon kombinasyonunun hiperkalemi gibi yan etkilerin azaltılması ve kardiyorenal korumada birlikte kullanımının olası faydalarına yönelik zemin hazırlaması açısından önem arz etmektedir.
Kronik böbrek hastalığı olan kişilerde steroid yapılı mineralokortikoid reseptör antagonistleri spironolakton ve eplerenonun kullanımı, bu ilaçların yan etki profili ve özellikle hiperkalemi olmak üzere güvenlik endişeleri nedeniyle sınırlı olabilir. Hiperkalemi en yaygın advers olay olarak tespit edilmiştir ancak serum potasyum seviyesindeki artışlar ılımlı düzeyde olup az sayıda katılımcıda tedavi rejiminin bırakılmasına yol açmıştır.
Sonuç olarak, diyabeti olmayan hastalarda finerenon renal progresyonu yavaşlatan ve kardiyovasküler sonuçları iyileştiren potansiyel bir ajan olarak tedavi kombinasyonlarında yer alması beklenen bir ilaç olarak gözükmektedir.

Şekil 1. Finerenon 32 ay boyunca eGFR’deki düşüşü plaseboya kıyasla anlamlı ölçüde yavaşlatmıştır.

Şekil 2. Finerenon ile plasebonun böbrek ve kardiyovasküler risk karşılaştırması, finerenon ve plasebonun hiperkalemi insidansı ve güvenlik karşılaştırması
Hazırlayan:Doç.Dr.Eray EROĞLU, 17.06.2026
(Heerspink HJL,et al.; FIND-CKD Investigators. Finerenone in Persons with Chronic Kidney Disease without Diabetes. N Engl J Med. 2026 Jun 4. doi: 10.1056/NEJMoa2604625. Epub ahead of print. PMID: 42246672.))
SGLT2 İnhibitörlerinin Kullanımının Periton Diyalizi Tedavisi Uygulanan Hastalarda Klinik Etkileri ve Güvenilirliği
SGLT2i’nin KBH’da kardiyovasküler (KV) sonuçları iyileştirdiği bilinmektedir. Ancak diyaliz popülasyonunda güvenliği ve organ koruma etkinliği bilinmediğinden, SGLT2i kullanımı son yıllara kadar önerilmemiştir. Bununla birlikte gerek periton diyalizi (PD) gerekse hemodiyaliz uygulananlarda kullanımı ile ilgili veriler yayınlandıkça, SGLT2i kullanımı ile ilgili kısıtlamalar gözden geçirilmeye başlanmıştır. Bu çalışma SGLT2i kullanan diyabetik PD hastalarında enfeksiyon ilişkili komplikasyonları ve uzun dönem sonuçlarını değerlendirmeyi amaçlamıştır.
18-90 yaş arası Tip2 diyabeti olup, 10 yıllık süreçte (2015-2025) en az 3 aydır PD tedavisi uygulanan hastalar elektronik kayıtlardan (TriNetX) değerlendirildi. SGLT2i kullananlar, SGLT2i dışındaki oral antidiyabetikleri kullananlar ile karşılaştırıldı. Primer sonuç: tüm nedenlere bağlı mortalite, sepsis ve pnömoni iken sekonder sonuç majör kardiyovasküler olay ve PD ilişkili peritonitti.
29.529 Tip 2 diyabeti olan PD hastası değerlendirildi. Ortalama yaşları 61.3 olup %57’si erkekti. Çalışma popülasyonunun 2749 (%9.3)’ü SGLT2i almakta olup alan grup almayandan daha gençti. Propensity score matching (PSM) ile SGLT2i kullanan ve kullanmayan 2 eşit grup oluşturularak (yaş, cinsiyet, ırk, komorbiditeleri, kullanılan ilaçlar ve laboratuvar değerlendirme açısından) analizleri yapıldı. Ortalama takip süresi 0.79 yıldı. Tüm nedenlere bağlı mortalite SGLT2i kullananlarda %11.7 iken kullanmayanlarda %15.5 olup düzeltilmiş risk oranı (aHR): 0.818, p=0.006 idi. SGLT2i kullanımı pnömoni, şiddetli sepsis, sepsis, peritonit sıklığını kullanmayana göre anlamlı azalttı. Majör kardiyovasküler olay (MACE) açısından ise, SGLT2i kullanan ve kullanmayan gruplar arasında fark yoktu (Tablo 1). Alt grup analizlerinin (yaş, cinsiyet, HbA1c düzeyi, BMI, Sistolik KB, hipertansiyon, kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı, kronik obstrüktif akciğer hastalığı varlığı, RAAS blokeri kullanımı, SGLT2i yeni başlanması ya da önceden kullanım açısından yapılan) primer sonuçları değiştirmediği görüldü. Diyabetik ketoasidoz, hipoglisemi, genital enfeksiyon, volüm deplesyonu ve amputasyon açısından da gruplar arasında fark yoktu.
Bu çalışma SGLT2i kullanımının, son dönem böbrek hastalığı gibi randomize kontrollü çalışmalara (RKÇ) genelde dahil edilmeyen grupta, yan etki oranını artırmadan tüm nedenlere bağlı mortalite ve enfeksiyon riskini azalttığını göstermiştir. Bu etki ilacın hemodinamik, metabolik ve antiinflamatuar etkileri ile ilşikilendirilmiştir. Ayrıca son dönemde rezidüel renal fonskiyonları da koruduğu ve bu yolla yaşam süresi ve enfeksiyon oranını etkileyebileceği belirtilmektedir. Ek olarak, PD hastalarında antiinflamatuar etkileri ile diyalizat ilişkili periton hasarını azalttığı ve böylece de transmural bakteriyel invazyonu azaltarak PD ilişkili peritonit sıklığını azalttığı düşünülmektedir. Sonuç olarak, bu yüksek risk grubunda yapılacak RKÇ’ler klinik rehberlerimizin güncellenmesine neden olarak SGLT2i’nin diyaliz hasta gurubunda daha yaygın kullanılmasına neden olacak gibi gözükmektedir.
Tablo 1. SGLT2i kullanan ve kullanmayanların birincil ve ikincil sonuçlar açısından karşılaştırılması

Hazırlayan:Prof.Dr.Gülay KOÇAK, 11 Haziran 2026
(Yi-Ting Chen, Chung-An Wang , Jui-Yi Chen, Vin-Cent Wu. Safety and clinical impact of SGLT2 inhibitor in patients undergoing peritoneal dialysis: a target-trial emulation study. Clin Kidney J. 2026 May 7;19(6):sfag148)
Obezite Paradoksunun Ötesinde: KBH’de Vücut Yuvarlaklık İndeksi ve Mortalite Riski
Vücut Kitle İndeksi (BMI) yıllardır Kronik Böbrek Hastalığı’nda (KBH) yanıltıcı bir “koruyuculuk” göstermektedir. “Bel çevresini ve boyu tek bir geometrik ölçüte indirgeyen Vücut Yuvarlaklık İndeksi (BRI), santral obeziteyi de hesaba katarak bu yanıltıcılığı aşabilir mi?”; bu yazıda bu soru incelenmektedir.
KBH’da obezite, yıllardır çözülemeyen bir bilmece olarak kalmıştır. Genel popülasyonda BMI artmış mortaliteyle ilişkiliyken hem prediyaliz hem de diyaliz hastalarında yüksek BMI paradoksal biçimde daha iyi sağkalımla gösterilmiştir, literatürdeki adıyla “obezite paradoksu” olarak bilinmektedir.
BMI; yağ kütlesi ile yağsız (kas) kütleyi ayıramaz ve yağın nerelere dağıldığını -sarkopeni ve sıvı dengesizliklerinin sık görüldüğü KBH’da yetersizdir. Oysa asıl zararlı olan visseral yağ tam da BMI’nin göremediği yerde birikir. Genel popülasyonda BRI’nin BMI ve bel-kalça oranından daha iyi performans gösterdiği bilinmektedir; ama KBH gibi yüksek riskli bir grupta prognostik değeri ve uygun eşiği belirsizliğini korumaktadır. Yang ve arkadaşlarının yaptığı bu çalışma ABD popülasyonunu temsil eden National Health and Nutrition Examination Survey (NHANES) verisiyle BRI’yi BMI ve bel çevresine (WC, waist circumference) karşı karşılaştıran ilk çalışmadır.
BRI; insan vücudunu bir elips olarak modelleyen geometrik bir ölçüttür. Boy, uzun ekseni; bel çevresi, kısa ekseni temsil eder. Elipsin basıklığından yola çıkarak santral yağlanmayı tahmin eder. BMI’nin aksine ne kadar değil, vücudun nerede yağlandığını yansıtır. Eşik değerler bu çalışmada KBH’ye özgü, riskin 1’e eşitlendiği “crossover” noktalarından türetilmiştir.
BRI = 364,2 − 365,5 × √( 1 − [(Bel Çevresi ÷ 2π) ÷ (0,5 × Boy) ]²)
Yang ve arkadaşlarının yaptığı bu gözlemsel çalışmada, Ulusal Sağlık ve Beslenme Araştırması'ndan (NHANES; 2003–2018) elde edilen veriler analiz edilmiştir. NHANES, toplum temelli, ulusal düzeyde temsil gücü olan iki yılda bir Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi (NCHS) tarafından yayınlanan bir araştırmadır.
Çalışmaya 20 yaş ve üzeri, evre 1–4 KBH’sı olan bireyler alınmıştır. KBH tanımı için eGFR <60 ml/dk/1.73 m² olması ve/veya idrar albümin/kreatinin oranının ≥30 mg/g kriterleri kullanılmıştır. Evre 5 KBH olanlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Bunun nedeni, bu gruptaki hasta sayısının az olması ve hastaların diyaliz durumunun net olarak belirlenememesidir.
Yang ve arkadaşları çalışmaya 6240 KBH hastası dahil etmiştir. Çalışmada üç antropometrik ölçüt değerlendirilmiştir: BRI, BMI ve bel çevresi. Sonlanımlar tüm nedenlere bağlı ve kardiyovasküler mortalite olarak belirlenmiştir.
Yang ve arkadaşlarının yaptığı bu çalışma üç model üzerine kurulmuştur: Model 1, En basit modeldir. Sadece yaş ve cinsiyet için düzeltme yapılmıştır. “BRI, BMI veya bel çevresi ile mortalite arasındaki ilişki, sadece yaş ve cinsiyet farkları dikkate alındığında nasıl görünüyor?” sorusunu cevaplamaktadır. Model 2; ırk, eğitim, medeni/çalışma durumu, fiziksel aktivite, alkol, sigara, hipertansiyon, diyabet, koroner kalp hastalığı, kanser, eGFR, UACR, hemoglobin, albümin, total ve HDL kolesterol faktörleri üzerinden düzeltme yapılmıştır. Model 3, çalışmanın en kritik modellerinden biridir. Çünkü burada antropometrik ölçütlerin birbirinden bağımsız etkisi daha net ayrıştırılmaya çalışılmıştır. Model 3’te, Model 2’ye ek olarak şu düzeltmeler yapılmıştır: BRI ve bel çevresi analizlerinde vücut ağırlığı eklenmiştir. BMI analizlerinde ise bel çevresi eklenmiştir. BRI ve bel çevresi santral obeziteyi yansıtan ölçütlerdir. Bunların mortalite ile ilişkisini değerlendirirken toplam vücut ağırlığından bağımsız olarak santral yağlanmanın etkisi görmek istenmiştir. “Aynı kilodaki iki hastadan BRI’si veya bel çevresi daha yüksek olanın mortalite riski daha mı fazla?” sorusuna cevap aranmıştır. BMI için ise bel çevresi eklenmiştir. Çünkü BMI toplam kilo-boy oranını gösterir ama yağın nerede biriktiğini göstermez. “Aynı bel çevresi düzeyinde BMI’nin mortaliteyle ilişkisi nedir?” sorusuna cevap aranmıştır. Model 3, BRI’nin gerçekten BMI ve bel çevresinden bağımsız bir prognostik değer taşıyıp taşımadığını anlamak için önemlidir.
Hastalar medyan 6.6 (IQR; 3,5-10,4) yıl takip edilmiştir. Bu süre içinde toplam 1922 ölüm meydana gelmiştir. Ölenlerin 715’i kardiyovasküler nedenlerle kaybedilmiştir. 6240 hastanın medyan yaşı 63 (IQR 47-75), %43’ü erkekti. Medyan eGFR 73,5 mL/dk/1,73 m², medyan UACR 43,9 mg/g’di; çoğunluk evre 1–3’tedir (%31,4 / %24,3 / %41; evre 4 %3,3). En sık komorbidite hipertansiyon (%59), ardından diabetes mellitus gelmektedir (%27). Ortanca BRI 5,91, BMI 29,0, bel çevresi 102,4 cm olarak ölçülmüştür.
En yüksek BRI çeyreğindeki (Q4) hastalar; en düşüğe (Q1) göre daha yaşlı, kadın cinsiyet ağırlıkta, daha yüksek BMI’li ve hipertansiyon, diyabet, koroner kalp hastalığı yükü daha ağır, eGFR’si daha düşük, UACR’si daha yüksek bir profildedir:
Tablo 1. En düşük (Q1) ile en yüksek (Q4) BRI çeyreğinin karşılaştırması
|
Özellik (ortanca / %) |
Q1 (en düşük BRI) (1,07–4,56) |
Q4 — en yüksek BRI |
|
BMI (kg/m²) |
22,7 |
38,2 |
|
Bel çevresi (cm) |
84,1 |
122,6 |
|
Hipertansiyon |
%40 |
%74 |
|
Diyabet |
%11 |
%46 |
|
Koroner kalp hastalığı |
%6,8 |
%13 |
Tablo 2. BRI, BMI ve bel çevresinin mortalite ile ilişkisi (tam düzeltilmiş Model 3)
|
Antropometrik ölçüt |
Tüm nedenlere bağlı mortalite HR (%95 CI) |
Kardiyovasküler mortalite HR (%95 CI) |
|
BRI > 10 |
1,82 (1,34–2,47) ↑ |
2,15 (1,27–3,62) ↑ |
|
BMI ≥ 30 kg/m² |
0,56 (0,45–0,70) ↓ |
0,60 (0,41–0,87) ↓ |
|
Bel çevresi > 125 cm |
2,17 (1,47–3,18) ↑ |
1,83 (0,97–3,45) — |
Şekil 1. Kronik böbrek hastalığı olanlarda BRI, BMI ve WC'nin tüm nedenlere bağlı ölümle ilişkilerini gösteren RCS grafikleri. Tüm modeller yaş, cinsiyet, ırk/etnik köken, eğitim düzeyi, medeni durum, istihdam durumu, alkol alımı, sigara içme durumu, fiziksel aktivite düzeyi, hipertansiyon varlığı, diyabet, koroner kalp hastalığı, kanser, eGFR, UACR, hemoglobin, serum albümin, toplam kolesterol ve HDL-C için ayarlanmıştır.

Şekil 1 RCS (Restricted Cubic Spline) grafikleri, KBH hastalarında BRI, BMI ve bel çevresinin (WC) tüm nedenlere bağlı mortalite ile ilişkisini göstermektedir. Başlangıçta U-şekilli görünen ilişki, vücut ağırlığı düzeltmesinden sonra net bir J şekline dönmüştür (A→D). BRI belirli bir aralıkta iken risk daha düşük görünmekte, ancak BRI yüksek değerlere çıktıkça ölüm riskinin belirgin şekilde arttığını düşündürmektedir. Özellikle BRI >10 olan hastalarda risk belirgin olarak yüksektir. Referans grupla karşılaştırıldığında BRI >10 olması; tüm nedenlere bağlı mortalite riskini artırmıştır ve kardiyovasküler mortalite riskini artırmıştır.
Burada üç modelin katkısı önemlidir. Model 2’de BRI >10 olan hastalarda tüm nedenlere bağlı mortalite riski yaklaşık %41 artmış bulunmuştur. Ancak Model 3’te, yani ek olarak vücut ağırlığı da hesaba katıldığında, bu risk yaklaşık %82 artmış hale gelmiştir. Yani kilo düzeltmesi sonrası BRI’nin etkisi daha da belirginleşmiştir. Aynı vücut ağırlığında bile, vücut şeklinin daha yuvarlak/santral obez olması mortalite açısından daha riskli görünmektedir. Ayrıca yüksek crossover noktasının üzerinde her 1 birimlik BRI artışı; tüm nedenlere bağlı mortalitede yaklaşık %16 (HR 1,16; %95 CI 1,07–1,26), kardiyovasküler mortalitede ise %15 (HR 1,15; %95 CI 1,01–1,30) risk artışı ile ilişkili bulunmuştur (p < 0,05). Kardiyovasküler mortalite için de benzer şekilde BRI >10 için, Model 3’te yaklaşık 2.15 kat artmış risk ile ilişkili bulunmuştur. Buna karşılık BMI ve bel çevresi kardiyovasküler mortaliteyi BRI kadar güçlü öngörememiştir.
BMI; bel çevresine göre düzeltilince eğrisinin sağ kolu düzleştiği görülmüştür (B→E). Bu şu anlama gelmektedir; yüksek BMI’nin koruyucu görüntüsü, BMI’nin santral yağı görememesinden kaynaklanmaktadır. BMI ≥ 30 olduğunda, bel çevresine göre düzeltildikten sonra bile %44 daha düşük riskle ilişkili kalmıştır. Bel çevresi tüm nedenlere bağlı mortaliteyi öngörmektedir (WC> 125cm: HR 2,17) ama kardiyovasküler (KV) ölüm için anlamlı bulunmamıştır. Santral yağı yakalamakta ancak vücut şeklini ve oranını verememektedir. Sadece BRI her iki sonlanım için de bağımsız ve anlamlı kalmıştır; üstelik KV ölüm sayısı görece azken bile anlamlı bulunmuştur.
BRI’nin yüksek olmasının zararlı etkisi tüm alt gruplarda tutarlı bulunmuştur; ancak iki grupta belirgin biçimde daha güçlü bulunmuştur: Bu gruplar; 65 yaş altı bireyler ve albüminürisi yüksek olanlardır (UACR ≥ 30 mg/g) (p < 0,05). Benzer biçimde bel çevresinin etkisi de 65 yaş altında daha belirgin bulunmuştur (p = 0,003).
Tablo 3. BRI > 10 için alt grup analizleri
|
Alt grup (BRI > 10) |
Tüm nedenlere bağlı mortalite HR (%95 CI) |
KV mortalite HR (%95 CI) |
|
Yaş < 65 |
2,16 (1,03–4,52) |
3,61 (0,98–13,3) |
|
Yaş ≥ 65 |
1,58 (1,06–2,34) |
2,08 (1,11–3,86) |
|
UACR ≥ 30 mg/g |
1,90 (1,32–2,73) |
2,42 (1,35–4,35) |
|
UACR < 30 mg/g |
1,13 (0,59–2,14) |
1,21 (0,41–3,62) |
|
Erkek |
2,46 (1,53–3,95) |
2,69 (1,25–5,79) |
|
Kadın |
1,35 (0,89–2,04) |
1,69 (0,82–3,50) |
Tablo 3; BRI’nin üstünlüğü; hem vücut şeklini hem yağ dağılımını içerdiği için santral obeziteyi bel çevresinden daha doğru tahmin etmesi ve özellikle KV ölüm için ek prognostik değer sunmasından kaynaklanmaktadır. BMI’nin “paradoksu” ise: yağ ile kası ayıramaması, KBH’deki kas erimesiyle birleşince riski olduğundan düşük göstermektedir.
Yüksek BRI mortaliteyi şu şekilde göstermektedir: visseral yağ; sistemik inflamasyon, insülin direnci ve dislipidemiye (normal kilolularda bile) sebep olmaktadır. Adipokin salınımı ve oksidatif stresi ile KBH ilerlemesi hızlanmakta, böbrekte yapısal/fonksiyonel değişiklikler, glomerüler-tübüler hipertrofi, intrarenal RAAS aktivasyonu meydana gelmekte, KBH’nin zaten yüksek olan KV temel riskiyle birleşerek kümülatif zarar oluşmaktadır.
Bu bulgular, KBH’de santral obezitenin kritik bir risk faktörü olarak tanınması ve BRI’nin rutin klinik değerlendirme ile halk sağlığı stratejilerine dâhil edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır; özellikle genç ve albüminürik hastalarda erken BRI temelli tarama ve müdahale değerli olabilir.
Güçlü yönler; KBH’da BRI, BMI ve bel çevresini her iki mortalite sonlanımı için karşılaştıran ilk çalışmadır; geniş ve ulusal temsil gücü yüksek bir örneklem, uzun izlem süresi ve kapsamlı düzeltme bulguların geçerliliğini güçlendirmektedir. Kısıtlılıklar; Kreatinin ve UACR tek ölçümle alınmıştır; her ikisi de biyolojik değişkenlik göstermektedir. Antropometri tek zaman noktasında ölçülmüştür, vücut bileşimindeki longitudinal değişimleri yansıtmamaktadır. Kohortun çoğunluğu erken evre KBH (korunmuş eGFR, yüksek UACR) olduğundan bulgular ileri evre ve diyaliz hastalarına doğrudan genellenememektedir. Popülasyon ABD kaynaklı; farklı etnik ve sağlık sistemi bağlamlarına aktarırken dikkatli olunmalıdır. Diyet ve ilaç verisi değerlendirilmemiştir.
Araştırma önerisi. Yazarlar, BRI’nin zaman içindeki sürecinde; mortalite ve diğer klinik sonlanımlarla ilişkisini — özellikle ileri evre KBH’de — araştırılmasını önermektedir.
Hazırlayanlar:Uzm. Dr. Kağan KARAMUSTAFALIOĞLU, Prof. Dr. Kenan TURGUTALP,14.06.2026
(Yang C, Liao B, Vart P, Johnson DW, Gansevoort RT, Su G. Body roundness index and mortality risk in patients with chronic kidney disease: moving beyond the obesity paradox. Nephrol Dial Transplant. 2026 May 29;41(6):1118-1128. doi: 10.1093/ndt/gfaf237. PMID: 41206765; PMCID: PMC13218931)
Bir Yaşın Altındaki Çocuklarda Sürekli Renal Replasman Tedavisi ile İlgili Komplikasyonlar ve Sonuçlar
Çalışmada, 12 aydan küçük çocuklarda sürekli renal replasman tedavisi (SRRT) uygulanması sırasında ortaya çıkan komplikasyonlar ve klinik sonuçlar incelenmiştir. Madrid’deki üçüncü basamak bir hastanenin pediatrik yoğun bakım ünitesinde, 2010–2023 yılları arasında SRRT uygulanan hastaların verileri analiz edilmiştir. Çalışmanın amacı, SRRT uygulanan 12 aydan küçük ve 12 aydan büyük hastalarda komplikasyonları ve mortaliteyi karşılaştırmak, ayrıca mortalite için bağımsız risk faktörlerini belirlemektir.
Çalışmaya toplam 186 pediatrik hasta dahil edilmiştir. Hastaların %69’u kalp hastalığı nedeniyle yoğun bakımda izlenmiştir. SRRT en sık akut böbrek hasarı ve hipervolemi birlikteliği nedeniyle başlanmıştır. Bazı hastalarda yalnızca akut böbrek hasarı, bazılarında ise yalnızca sıvı yüklenmesi tedavi endikasyonu olmuştur. Tedavide, erişkinler için geliştirilmiş Prismaflex ve PrisMax cihazları kullanılmıştır.
En sık görülen komplikasyonlar; kateter değişimi gereksinimi, bağlantı sırasında hipotansiyon, kanama, hipokalsemi, hipotermi ve bakteriyemi olmuştur. On iki aydan küçük çocuklarda kateter değişimi, hipomagnezemi ve istemsiz hipotermi daha sık görülmüştür. Bu durum, küçük bebeklerde damar yolu yönetiminin daha zor olduğunu ve vücut ısısının daha kolay düştüğünü düşündürmektedir. Buna karşılık, hipokalsemi ve hipotansiyon 12 aydan büyük çocuklarda daha sık izlenmiştir. Kanama, özellikle heparin kullanılan ve ECMO desteği alan hastalarda daha belirgin bulunmuştur. Sitrat antikoagülasyonu ise hipomagnezemi ile ilişkili saptanmıştır.
Genel mortalite oranı %31 olarak bildirilmiştir. On iki aydan küçük çocuklarda mortalite daha yüksek bulunmuştur; bebeklerde ölüm oranı %41 iken, daha büyük çocuklarda bu oran %23’tür. Ancak çok değişkenli analizde, 12 aydan küçük olmak tek başına bağımsız bir mortalite faktörü olarak saptanmamıştır. Mortalite ile bağımsız olarak ilişkili bulunan faktörler; kanama gelişmesi, SRRT başlangıcında laktat düzeyinin 3 mmol/L’nin üzerinde olması ve başlangıç kreatinin düzeyinin yaşa göre normal sınırlarda bulunmasıdır. Bu bulgular, ölüm riskinin yalnızca yaşla değil; hastanın hemodinamik durumu, doku perfüzyonu, kanama komplikasyonları ve altta yatan hastalığın ağırlığı ile ilişkili olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak, bu çalışma, 12 aydan küçük çocuklarda erişkin SRRT cihazlarının kullanılmasının mümkün olduğunu, ancak bu hasta grubunda komplikasyon riskinin yüksek olduğunu göstermektedir. Özellikle kateter sorunları, hipotermi, elektrolit bozuklukları ve kanama açısından hastaların yakından izlenmesi gerekmektedir. Küçük çocuklarda daha güvenli damar yolu ekipmanlarına, daha etkili ısı kontrolüne, dikkatli antikoagülasyon yönetimine ve düzenli laboratuvar takibine ihtiyaç olduğu vurgulanmıştır.
Tablo. Yaş grubuna göre karşılaştırılan demografik ve klinik özellikler
|
Özellikler |
Yaş < 12 ay |
Yaş > 12 ay |
p |
|
Demografik özellikler |
|||
|
Ağırlık (kg), ortalama (SS) |
5,7 (1,6) |
25,3 (18,2) |
<0,01 |
|
Boy (cm), ortalama (SS) |
59,9 (6,6) |
114 (30,3) |
<0,01 |
|
Vücut yüzey alanı (m²), ortalama (SS) |
0,31 (0,06) |
0,87 (0,4) |
<0,01 |
|
Pediatrik yoğun bakım ünitesine yatış nedeni |
|
|
0,04 |
|
Kardiyopati, n (%) |
65 (80,2) |
64 (61) |
- |
|
Sepsis, n (%) |
3 (3,7) |
13 (12,4) |
- |
|
Solunum yetmezliği, n (%) |
4 (4,9) |
2 (1,9) |
- |
|
Karın cerrahisi sonrası, n (%) |
2 (2,5) |
6 (5,7) |
- |
|
Renal hastalık, n (%) |
1 (1,2) |
9 (8,6) |
- |
|
Hemolitik üremik sendrom, n (%) |
3 (3,7) |
2 (1,9) |
- |
|
Tümör lizis sendromu, n (%) |
0 |
2 (1,9) |
- |
|
Hepatik veno-oklüzif hastalık, n (%) |
0 |
2 (1,9) |
- |
|
Diğer, n (%) |
3 (3,7) |
5 (4,7) |
- |
|
PRISM mortalite riski, ortalama (SS) |
31,6 (26) |
20,6 (20,3) |
0,009 |
|
PIM mortalite riski, ortalama (SS) |
21 (17) |
15 (12) |
0,038 |
|
PELOD mortalite riski, ortalama (SS) |
26,7 (29,8) |
19,1 (21,2) |
0,180 |
|
P-MODS, ortalama (SS) |
5,8 (3) |
6,1 (8) |
0,480 |
|
P-SOFA, ortalama (SS) |
9 (1) |
9,6 (3) |
0,780 |
|
SRRT başlangıcı öncesinde hemodinamik, solunumsal, beslenme ve böbrek durumu |
|||
|
ECMO desteği, n (%) |
46 (56,8) |
26 (24,8) |
<0,001 |
|
Vazoaktif inotropik skor, ortalama (SS) |
44,2 (41,9) |
52,9 (56,6) |
0,28 |
|
İnvaziv mekanik ventilasyon, n (%) |
78 (96,3) |
86 (81,9) |
0,02 |
|
Diürez (ml/kg/saat), ortalama (SS) |
1,8 (1,8) |
1,3 (1,3) |
0,09 |
|
Furosemid dozu (mg/kg/saat), ortalama (SS) |
0,73 (0,49) |
0,62 (0,38) |
0,14 |
|
Ana beslenme türü |
|
|
0,9 |
|
Parenteral beslenme, n (%) |
18 (22,2) |
34 (32,4) |
- |
|
Enteral beslenme, n (%) |
36 (44,4) |
50 (47,6) |
- |
|
Sıvı tedavisi, n (%) |
27 (33,3) |
21 (20) |
- |
SS = standart sapma; n (%) = hasta sayısı ve yüzde; SRRT = sürekli böbrek replasman tedavisi; ECMO = ekstrakorporeal membran oksijenasyonu.
Hazırlayan:Prof. Dr.Yaşar KANDUR, 05.06.2026
(González-Río E, Muñiz-Morilla M, García-Fuentes A, González-Navarro P, Vellosillo-González P, Fernández SN, de la Mata S, López-Herce J, Santiago MJ. Complications and outcomes of children under one year treated with continuous kidney replacement therapy. Pediatr Nephrol. 2026 May 22. doi: 10.1007/s00467-026-07364-w.))