IgA Nefritinde Endotelin Reseptör Antagonisti Ambrisentan, SGLT2 İnhibitörü Henagliflozin ve Kombinasyonun Etkinliği
IgA nefriti (IgAN), dünyada primer glomerüler hastalıkların en yaygın nedenidir ve proteinüri, ilerleyici böbrek fonksiyon kaybı ile böbrek yetmezliğinin en güçlü belirtecidir. 2025 KDIGO kılavuzu, optimize edilmiş renin-aniyotensin sistem (RAS) blokajını birinci basamak destek tedavisi olarak önermektedir; ancak hastaların önemli bir kısmında maksimum medikal tedaviye rağmen hastalık progresyonu devam etmektedir. Son yıllarda SGLT2 inhibitörleri ve endotelin reseptör antagonistleri (ERA) proteinüriyi azaltmada ve böbrek fonksiyonunu korumada umut vaadetmektedir. Ancak ERA'ların en büyük dezavantajı olan sıvı tutulumu ve ödem riskine karşın, SGLT2 inhibitörlerinin diüretik özellikleri bu yan etkiyi dengeleyebilir. Bu çalışma, IgA nefritinde bir ERA olan ambrisentan, bir SGLT2 inhibitörü olan henagliflozin ve bunların kombinasyonunun etkinliğini, mekanik ilişkilerini ve güvenliğini incelemeyi amaçlamıştır.
Bu çalışma, Pekin Üniversitesi Birinci Hastanesi'nde yürütülen prospektif, açık etiketli, randomize bir çapraz (crossover) klinik çalışmadır.
Kombinasyon tedavisi, henagliflozin monoterapisine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı üstünlük sağlarken, ambrisentan monoterapisi ile benzer düzeyde güçlü bir proteinüri azalması elde etmiştir (Şekil 1).
Güvenlik ve Yan Etki Profili
Bu çalışma da, IgA nefropatisinde hızlı proteinüri azalmasına (4 hafta içinde %41) dair önceki kanıtları göz önünde bulundurarak, endotelin B'ye kıyasla 4000 kattan fazla endotelin A seçiciliği gösteren güçlü ve seçici bir ETA reseptör antagonisti olan ambrisentan seçilmiştir. IgA nefritinde ERA ambrisentan ve SGLT2 inhibitörü henagliflozin proteinüriyi etkili biçimde azaltmaktadır. Bu iki ajanın proteinüri yanıtlarının birbiriyle korele olmaması, farklı farmakolojik yollar üzerinden etki gösterdiklerini doğrulamaktadır. Kombinasyon tedavisi, ambrisentanın güçlü proteinüri düşürücü etkinliğini korurken, SGLT2 inhibitörünün diüretik ve natriüretik özellikleri sayesinde ERA'ya bağlı sıvı tutulumu, kilo alımı ve ödem riskini belirgin şekilde ortadan kaldırmaktadır (Şekil-3). Bu sonuçlar, IgA nefriti tedavisinde kombinasyon stratejilerinin güvenli ve sinerjik bir alternatif olduğunu göstermekte olup, uzun süreli renal sonlanım çalışmalarının yürütülmesi için güçlü bir zemin hazırlamıştır.
Şekil 1 (Proteinüri Azalma Oranları). Hastaların %30 ve %50'den fazla 24 saatli UPCR düşüşü elde etme oranlarını ve odds oranlarını (OR) karşılaştıran çubuk grafik (kombinasyon ve ambrisentanın yüksek oranlarda başarılı olduğunu göstermektedir).

Şekil 2 (eGFR Değişimleri). Tedavi süreçlerinde eGFR'deki mutlak değişimleri () ve tedaviler kesildikten sonra bazal seviyelere dönüş eğilimini gösteren izleme grafiği.

Şekil 3. Çalışmanın görsel özeti

Hazırlayan:Doç. Dr. Eray EROĞLU, 20 Eylül 2026
(Chen Q, Chen P, Liu L, et al. Endothelin Receptor Antagonist Ambrisentan, Sodium-Glucose Cotransporter 2 Inhibitor Henagliflozin, and Their Combination in IgA Nephropathy: A Randomized Crossover Trial. J Am Soc Nephrol (JASN). 2026;37(9):2016-2026. doi: 10.1681/ASN.0000001097.)
Nefrotik Sendromun Tanı ve Tedavisi İçin 10 Tavsiye
Nefrotik Sendrom (NS) tanı ve tedavi yönetiminde halen önemli sorunlar vardır. Bu makale tedavideki önemli noktaları ve sorunları 10 başlıkta vurgulamaya çalışmıştır.
Remisyon sağlanamazsa genetik testler geciktirilmemeli, zira erişkin başlangıçlı FSGS’lerin %10-22’si genetik nedenli. Bunlar çoğunlukla monogenik ve otozomal dominant kalıtım özellikleri gösterir. Ekstrarenal özellikler genelde yoktur. 8-16 hafta içinde steroid tedavisine yanıtsız hastalarda genetik testler yapılmalı ve bu hasta grubunun transplantasyon hazırlığı sırasında nakil sonrası süreçteki hastalık aktivasyonu da akılda tutulmalıdır. Primer FSGS nakil sonrası yüksek oranda nüks olurken, özellikle monogenik kalıtıma sahip genetik FSGS formlarında nakil sonrası nüks nadirdir.
FSGS koroner arter hastalığı ve kalp yetmezliği için en yüksek riski oluştururken, MN’de venöz tromboembolism riski daha yüksektir. Bu hastalık grubunda geleneksel risk skorları ile (Framinghan, QRISK3 gibi) bu skorlar proteinüri ve hipoalbüminemiyi değerlendirmediğinden kardiyovasküler riski olduğundan düşük hesaplanacağı unutulmamalıdır.
Hazırlayan:Prof. Dr. Gülay KOÇAK, 20.09.2026
(Berke I, Bruchfeld A, Frangou E, Moran SM, Quintana LF, Stevens KI, Teng YKO, Steiger S, Kronbichler A, Mirioglu S. Ten tips for the diagnosis and management of nephrotic syndrome. Clinical Kidney Journal , 2026, vol. 19, no. 9, sfag268)
Erken eGFR Değişiklikleri ve Bunların Empagliflozin ve Finerenon ile Albüminüriyi Azaltıcı Etkisindeki Aracı Rolü: CONFIDENCE Çalışmasından Bir Analiz
2019’dan bu yana tip 2 diabetes mellitus ve kronik böbrek hastalığında (KBH) kardiyorenal koruma sağlayan tedavi seçenekleri artmıştır. CONFIDENCE çalışması, finerenon ile empagliflozinin eşzamanlı kullanımının idrar albümin/kreatinin oranını (UACR) her iki tedavinin tek başına kullanımına göre daha fazla azalttığını göstermiştir. Bununla birlikte, birden fazla kardiyorenal koruyucu tedavi birlikte başlandığında görülen eGFR düşüşü, etkili tedavilerin gereksiz yere kesilmesine yol açabilmektedir. Agarwal ve ark. bu çalışmada CONFIDENCE çalışmasının analizini yapmıştır. Bu çalışmada empagliflozin, finerenon ve ikisinin birlikte tedavide verilmesi sonrası eGFR’de bazale göre değişim, bu değişimin belirleyicileri ve erken eGFR değişiminin 180. gündeki albüminüri azalmasıyla ilişkisi değerlendirilmiştir.
CONFIDENCE çalışması, 14 ülkede yürütülen çift kör, faz 2, aktif kontrollü, randomize bir çalışmadır. Çalışmaya tip 2 diyabeti bulunan, eGFR’si 30–90 mL/dk/1,73 m² arasında ve persistan albüminürisi olan hastalar dahil edilmiştir. Tüm katılımcılar bazalde stabil, maksimum tolere edilen dozda ACE inhibitörü veya ARB kullanmaktaydı. Katılımcılar empagliflozin, finerenon veya kombinasyon tedavisine 1:1:1 oranında randomize edildi. Empagliflozin 10 mg/gün; finerenon ise bazal eGFR ≥60 mL/dk/1,73 m² olanlarda 20 mg/gün, <60 olanlarda 10 mg/gün olarak uygulandı. Çalışmanın birincil sonlanımı, 180. gündeki UACR’deki rölatif değişimdi; eGFR’de bazale göre değişim ise sekonder sonlanımlardan biriydi. Bu analizde erken eGFR değişimi, bazalden 14. güne kadar olan değişim olarak tanımlandı; 14. günden sonraki değişimler eGFR seyri olarak değerlendirildi. Ayrıca tedavi süresince herhangi bir vizitte bazale göre ≥%30 eGFR düşüşü incelendi. Bu çalışmada 790 hasta yer aldı. 265’i kombinasyon, 263’ü finerenon ve 262’si empagliflozin tedavisi aldı. Agarwal ve ark. ilk 14 gündeki ortalama eGFR değişimi kombinasyon grubunda −6,6 mL/dk/1,73 m², finerenon grubunda −2,1 mL/dk/1,73 m² ve empagliflozin grubunda −4,8 mL/dk/1,73 m² idi (p<0,001) olarak buldu (Şekil 1). Kombinasyon ve empagliflozin gruplarında en düşük eGFR değerlerine 14. günde ulaşılırken, finerenon grubunda düşüş daha yavaş gelişti ve en düşük değer 90. günde görüldü. Şekil 2’de görüldüğü gibi tedavinin yanı sıra daha yüksek bazal eGFR ve bazalde diüretik kullanımı, erken eGFR düşüşünün anlamlı belirleyicileriydi. Bazal UACR erken eGFR düşüşü ile ilişkili değildi ancak sonraki eGFR seyrini etkiledi. Buna karşılık bazal eGFR’si 30 mL/dk/1,73 m² düzeyinde olan katılımcılarda hiçbir tedavi grubunda belirgin ve kalıcı bir eGFR düşüşü gözlenmedi. Bazal sistolik kan basıncının erken eGFR düşüşü üzerindeki etkisi istatistiksel anlamlılık sınırındaydı (p=0,053) ve Agarwal ve ark. tarafından anlamlı kabul edilmedi; sonraki eGFR seyriyle ise ilişkili değildi (p=0,38). Diüretik kullanımı, erken dönemden sonraki eGFR seyrini değiştirmedi. Ortalama eGFR düşüşü geri dönüşlüydü ve tedavi kesildikten sonra bazal değerlere doğru döndü.
Tedavi süresince herhangi bir vizitte ≥%30 eGFR düşüşü hastaların %17’sinde görüldü; bu oran kombinasyon grubunda %22, finerenon grubunda %17 ve empagliflozin grubunda %11 idi. Kombinasyon tedavisi, empagliflozin monoterapisine kıyasla ≥%30 eGFR düşüşü olasılığını anlamlı olarak artırdı; finerenon monoterapisine kıyasla ise fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Daha yüksek bazal eGFR, daha yüksek UACR ve bazalde diüretik kullanımı da ≥%30 eGFR düşüşünün bağımsız belirleyicileriydi.
Nedensel aracılık analizine 690 katılımcı dahil edildi. Kombinasyon tedavisiyle 180. gündeki UACR azalması, finerenona göre %29 ve empagliflozine göre %32 daha fazlaydı. Finerenon tedavisine empagliflozin eklendiğinde UACR’de sağlanan ek azalmanın %28’i erken eGFR değişimi üzerinden gerçekleşmişti (p=0,07); empagliflozine finerenon eklendiğinde ise bu oran yalnızca %5,2 idi (p=0,23).
Akut böbrek hasarı seyrek görüldü. Hiperkalemi ise ≥%30 eGFR düşüşü gelişenlerde, gelişmeyenlere göre daha sık saptandı.
Agarwal ve ark bu çalışmanın sonucunda, empagliflozin, finerenon ve özellikle kombinasyon tedavisi sonrasında görülen erken eGFR düşüşünün büyük ölçüde hemodinamik bir yanıt olduğunu düşünmüşlerdir. Ayrıca eGFR azalmasının tedavi kesildikten sonra bazale doğru dönmesi ve akut böbrek hasarının seyrek görülmesi, erken düşüşün kalıcı nefron kaybını yansıtmadığını desteklemektedir. Bazal eGFR’si 30 mL/dk/1,73 m² düzeyinde olanlarda belirgin bir erken düşüşün görülmemesi, ileri evre KBH’de hemodinamik yanıtın köreldiğini ve bu hasta grubunda güvenlilik profilinin kabul edilebilir olduğuna işaret etmektedir. Belirgin eGFR düşüşü geliştiğinde kardiyorenal koruyucu tedaviler kesilmeden önce volüm kaybı, aşırı diüretik kullanımı ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaç kullanımı gibi geri döndürülebilir nedenler değerlendirilmelidir. ≥%30 eGFR düşüşü hiperkalemiyle ilişkili olduğundan, özellikle finerenon kullanan hastalarda eGFR ve serum potasyumunun yakın izlenmesi önemlidir. Agarwal ve ark., eGFR ve serum potasyumu üzerindeki erken etkilerin değerlendirilebilmesi için tedavi başlangıcından sonraki ilk 90 gün boyunca izlem önermektedir.
Sonuç olarak, finerenon ve empagliflozin kombinasyonuyla görülen erken eGFR düşüşü, böbrek hasarından çok glomerüler hemodinamik yükün azalmasının beklenen farmakodinamik sonucu olarak değerlendirilebilir. Keşifsel aracılık analizi ayrıca empagliflozin ve finerenonun albüminüriyi azaltıcı ek etkilerinin farklı mekanizmalar üzerinden gerçekleşebileceğini düşündürmektedir.

Şekil 1. Tedavi guruplarının bazal düzeye göre eGFR değişimleri

Şekil 2. Bazale göre GFR’de ortalama değişimler. (A) Bazal UACR, (B) Bazal eGFR, (C) bazal sistolik kan basıncı, ve (D) bazal diüretik kullanımı.
Hazırlayanlar:Uzm. Dr. Kağan KARAMUTAFALİOĞLU, Prof. Dr. Kenan TURGUTALP, 10.09.2026
(Agarwal R, Correa-Rotter R, Navaneethan SD, Fukami K, Heerspink HJL, Mann JFE, McGill JB, Mottl AK, Nangaku M, Rosenstock J, Rossing P, Vaduganathan M, Scott C, Li L, Aldworth C, Green JB, Weir MR. Acute eGFR Changes and Their Mediation of Albuminuria Reduction with Empagliflozin and Finerenone. J Am Soc Nephrol. 2026 Sep 1;37(9):1969-1978. doi: 10.1681/ASN.0000001071. Epub 2026 Mar 29. PMID: 41905767)
Anti-Rituksimab Antikorları: Pediatrik İdiyopatik Nefrotik Sendromda Klinik Sonuçlar ve Güvenlik Açısından Etkileri
Bu çalışma, idiyopatik nefrotik sendromlu (İNS) çocuklarda rituksimab (RTX) tedavisi sonrasında gelişen anti-rituksimab antikorlarının (ARA) sıklığını, klinik sonuçlarla ilişkisini ve ARA gelişimini etkileyen risk faktörlerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Rituksimab, özellikle sık relaps gösteren veya steroide bağımlı nefrotik sendromda etkili bir tedavi olmakla birlikte, ilaca karşı gelişen antikorlar RTX’in etkinliğini azaltabilir ve infüzyon ilişkili reaksiyonlara (IRR) yol açabilir.
Bu retrospektif çalışmaya Mart 2024–Mayıs 2025 arasında RTX tedavisi alan 90 çocuk dahil edilmiştir. RTX 375 mg/m² dozunda uygulanmış ve ARA düzeyleri infüzyondan yaklaşık üç ay sonra kemilüminesans yöntemiyle ölçülmüştür. Hastaların %78,9’u erke ve ilk RTX uygulamasındaki medyan yaş 9,9 yıl. Toplam 30 hastada (%33,3) ARA pozitifliği saptandı. ARA gelişimi tekrarlayan RTX uygulamalarıyla belirgin biçimde arttı: pozitiflik ilk infüzyondan sonra %12,5, ikinci infüzyondan sonra %16,7, üçüncüden sonra %44,4, dördüncüden sonra %60 ve dörtten fazla infüzyon alanlarda %85,7 idi. En belirgin artış üçüncü infüzyondan sonra gözlendi.
ARA pozitifliği RTX'in farmakodinamik etkinliğinin azalmasıyla ilişkiliydi. ARA pozitif hastalarda CD20⁺ B-hücre sayıları tedaviden üç ay sonra 109,6×10⁶/L, ARA negatiflerde ise 6,3×10⁶/L idi; altıncı ayda da fark devam etti. Bu bulgu ARA’nın RTX’e bağlı B-hücre deplesyonunu bozabileceğini düşündürmektedir. Klinik olarak en dikkat çekici sonuç relaps oranlarındaki farklılıktı: altı aylık takipte ARA pozitif hastaların %83,3’ünde, negatif hastaların ise yalnızca %25’inde relaps gelişti. Ayrıca relaps gelişen hastaların ARA titreleri remisyonda kalanlardan anlamlı olarak daha yüksekti.
Toplam 16 hastada (%17,7) IRR gelişti. İlk RTX infüzyonundaki reaksiyonlarla ARA arasında anlamlı ilişki bulunmazken, tekrarlayan infüzyonlarda gelişen IRR, ARA pozitifliğiyle güçlü biçimde ilişkiliydi.
Tek değişkenli analizde, cinsiyet, başlangıçta kullanılan immünsupresif ilaç sayısı, ilk RTX uygulamasındaki yaş, RTX infüzyon sayısı ve birden fazla infüzyon ilişkili reaksiyon görülmesinin ARA pozitifliği ile ilişkili olabileceği saptandı. Çok değişkenli analizde, ilk RTX uygulamasındaki daha genç yaş (OR = 0,819; %95 GA: 0,683–0,976; p = 0,026), RTX infüzyon sayısının fazla olması (OR = 2,963; %95 GA: 1,546–5,678; p = 0,001) ve birden fazla infüzyon ilişkili reaksiyon gelişmesi (OR = 32,333; %95 GA: 1,760–594,020; p = 0,019) ARA pozitifliği ile bağımsız olarak ilişkili bulundu.
Bu çalışma, sık relaps gösteren ve steroid bağımlı nefrotik sendromlu (FR/SDNS) çocuklarda RTX tedavisi sırasında ARA izleminin klinik açıdan yararlı olduğunu göstermektedir. ARA pozitifliği, RTX tedavisi sonrasında daha yüksek relaps oranı ve IRR sıklığında artış ile anlamlı düzeyde ilişkilidir. Bu nedenle, birden fazla RTX uygulaması gereken veya tedavi başarısızlığı yaşayan hastalarda, RTX infüzyonundan sonra ya da bir sonraki tedavi küründen önce ARA düzeylerinin izlenmesi önerilmektedir.

Şekil. Takip sırasında ARA durumu ile relaps arasındaki ilişki. (A) Altı aylık takip döneminde ARA-pozitif (n=30) ve ARA-negatif (n=60) hastalar arasındaki relaps oranlarının karşılaştırılması. (B) Relaps gelişen hastalar (n=40) ile remisyonda kalan hastalar (n=50) arasındaki ARA titrelerinin karşılaştırılması.
Hazırlayan:Prof. Dr. Yaşar KANDUR, 10.09.2026
(Lu X, Wang J, Yao Q, et al. Anti-rituximab antibodies: implications for clinical outcomes and safety in pediatric idiopathic nephrotic syndrome. Pediatr Nephrol. Published online August 7, 2026. doi:10.1007/s00467-026-07468-3)